Yorumlara baktıkça içimde derin bir burukluk hissediyorum. Birçok vatandaşımız, ayıların mal varlıklarına zarar verdiğini belirterek adeta bir “hayvan düşmanı” söylemi geliştiriyor. “Ayı malımızı şuna buna zarar veriyor” diye yakınıyorsunuz. Peki, insan evladı olarak bizler hayvanlara ve doğaya ne kadar zarar veriyoruz? Bu soruyu vicdanlarımızla yüzleşerek sormamız gerekiyor.
Doğanın muhteşem dengesi içinde her canlının yerine getirdiği bir görev vardır. Ayılar da bu ekosistemin ayrılmaz bir parçasıdır. Onlar ormanların temizlikçisi, tohumların taşıyıcısı ve doğanın kendi içindeki dengeleyicilerinden biridir. Bir canlının “görevini” yapabilmesi için önce yaşaması şarttır. Onu yok etmek, doğanın kendi kendini yok etmesi anlamına gelir.
Son dönemde Giresun ve çevre bölgelerdeki yaylalarda artan ayı olayları hepimizi endişelendiriyor. Evlere giren, kapı pencere kıran, maddi hasara yol açan ayılara karşı bazı kesimler “vurma izni” veya “vurma emri” talep ediyor. Ancak şunu unutmayalım: Kim dedi ki dağ başına villa yapalım, yaylaları plansız yapılaşmayla dolduralım? Ayılar kendi doğal yaşam alanlarında huzur içinde yaşarken, biz onların kapısını çalıyoruz. “Nedense bu ayılar hep sizi buluyor” çünkü biz onların yolunu kesiyoruz, habitatlarını daraltıyoruz.
Kendi deneyimlerimden örnek vermek isterim. Camiyan’dan Sırganlı yaylasına defalarca yaya olarak yürüdüm. Yanımda ne bir köpek ne de bir silah vardı. Ayılarla herhangi bir olumsuz karşılaşma yaşamadım. Çünkü o topraklara istilacı olarak değil, saygılı bir misafir olarak gittim. Eğer gerçekten ayıdan bu kadar korkuyorsanız, modern ve insani çözümler var: Biber gazı spreyi taşıyın. Uzmanların da önerdiği bu yöntemle ayı uzaklaştırılabilir, hem de onu öldürmeden. Çözüm varken neden katliam yoluna gidiyoruz?
Biliyorsunuz, ne ekersen onu biçersin. Doğa bize karşı çıkarsa, bunun sonucu ağır olur. Pek çok kez bu döngüyle karşılaştık. İnsan eliyle bozulan denge, sonunda insana da döner. “Sizin sonunda onlar gibi olabilirsiniz” sözü boş bir tehdit değil, doğanın acı bir gerçeğidir.
Doğada katliam yalnızca maden ocakları, orman kesimleri veya plansız yapılaşmayla yapılmaz. Doğadaki canlıları vurmak, türleri yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakmak da bir doğa katliamıdır. Her canlının doğada bir görevi vardır ve bu görevi bozmak, tüm yaşam zincirini tehdit eder.
Yetkililerimizden ve bizlerden ricam şudur: Sorunu kalıcı çözmek için tüfek yerine bilimi, anlayışı ve önlemleri kullanalım. Habitat koruma, atık yönetimi, eğitim ve caydırıcı yöntemler (biber gazı, elektrikli çitler, izleme sistemleri) ile çatışmayı minimize edebiliriz. Ayılarla barış içinde yaşamak mümkündür. Yeter ki vicdanımızı ve doğanın sesini dinleyelim.
Giresun’un yeşil yaylaları, Karadeniz’in bereketli dağları hepimizin ortak mirasıdır. Bu mirası korumak, sadece bugünümüzü değil, çocuklarımızın geleceğini de korumaktır. Dağlardaki komşularımızla — ayılarla — düşman değil, dengeli bir ilişki içinde yaşamayı öğrenelim.
Bu topraklar hepimizin. Onları korumak, vicdanımızı korumaktır.
