Yine yağmur, yine taşkın, yine hüsran...
Giresun’da etkili olan şiddetli yağışların ardından Espiye, Tirebolu, Doğankent, Yağlıdere, Keşap ve Duroğlu beldesinde dereler taştı, sokaklar göle döndü. Doğa bir kez daha kendi yatağını hatırlattı, sular önüne ne kattıysa sürükledi. Peki, bunca felaket yaşanırken yetkililer ne yaptı? Sadece izledi.
Evet, yanlış okumadınız. Büyük bir çaresizlikle, tıpkı bizim gibi ekranlardan veya güvenli tepelerden taşkınları izlediler. Belediyeler, il özel idareleri, ilgili kurumlar ve o koltuklarda oturan sayın vekiller... Yıllardır süregelen bu su ve sel felaketleri sarmalında hepsi, istisnasız hepsi sınıfta kalmıştır. Bir şehri her yağmurda aynı kâbusu yaşamaktan kurtarmayı bir türlü başaramıyorlar. Giresun'un ilçeleri, beldeleri ve köyleri, gökyüzü her karardığında "Acaba bugün evimizi su mu basacak, yolumuz mu çökecek?" korkusuyla yaşamak zorunda mı?
Çözüm Yok mu? Elbette Var!
Sanki bu yaşananlar bir "kader"miş gibi sunuluyor. Hayır, efendim. Bunun mühendislikte, bilimde, şehircilikte çözümü var.
Bazı illerde başarıyla uygulanan çok basit ama hayati önlemler var: Yol kenarlarına, yamaçlara ince tel örgülerle, sağlam beton dökülerek yapılan setler... Dere boylarındaki o daracık, betonla boğulmuş yatakları genişletmek, suyun hızını ve yıkıcılığını kırmak için derenin akış yönüne göre oval şeklinde yön belirleyici eğimler inşa etmek. Bu basit mühendislik adımları atıldığında su, önüne geleni yıkmak yerine kendi yatağında uysalca akıp denize ulaşır. Her türlü baskıya ve sele karşı önlem alınmış olur. Ama nerede o vizyon?
Kriz Yönetimindeki Trajikomedi: Çay Kaşığı ile Sel Boşaltmak
Gelelim işin en trajikomik, en can yakan kısmına. Ortada devasa bir sel var, büyük bir akıntı gelip köprüleri, yolları tehdit ediyor. O sırada belediyelerden, özel idarelerden bölgeye bir iş makinesi gönderiliyor: Bir JCB (Kazıcı Yükleyici).
Şaka gibi değil mi? O küçücük kovası olan makineyle, o devasa dereyi, o azgın seli nasıl açmayı, nasıl yönlendirmeyi düşünüyorsunuz? Oraya paletli bir mobil ekskavatör getirseniz, o güçlü ve geniş yapısıyla JCB'nin saatlerce uğraşıp yapamadığını 2 dakikada yapacak; dereyi açacak, akan selin yoluna yön verecek.
Burada sormak zorundayız: Siz bu kadar beceriksiz, bilinçsiz insanları mı işe alıyorsunuz? Bu makineleri kullananlar tecrübesiz operatörler mi? Yoksa o kriz anında, "Oraya JCB gitmez, acil ekskavatör yollayın" diyebilecek tek bir liyakatli yönetici yok mu kurumların içinde? İster istemez insanın aklına şu acı soru geliyor: Bu kurumları yönetenler, bu kararları verenler işe torpille mi girdi?
İş Makinesi Sadece Yol Yapmak İçin Alınmaz
Makine parkurlarını yenilemekle övünenlere sesleniyorum. İş makinesi alırken ani felaket senaryoları hiç mi masaya yatırılmaz? "Bölgemiz sel bölgesi, bize acil müdahalede devasa gücü olan makineler lazım" diye düşünülmez mi? İş makinesi sadece güneşli günlerde yol düzeltmek için alınmaz; büyük afetlere karşı halkın malını, canını korumak için alınır.
Yol yapımından bahsetmişken, oradaki vizyonsuzluğa da değinmeden geçemeyeceğiz. Dağın yamacına dümdüz bir yol açıyorsunuz. Altı uçurum, üstü sarp kayalık. O yolu açtıktan sonra, oraya bir istinat duvarı, bir set yapmazsanız yarın öbür gün şiddetli bir yağmurda orada toprak kayması olacağı yüzde yüz bellidir.
Peki ne oluyor? Beklenen oluyor, çığ düşüyor, taşlar yuvarlanıyor, toprak kayıyor, yol çöküyor. Sonra aynı kurumlar, devletin kasasından, yani halkın vergisiyle alınmış o mazotu harcayarak o yolu tekrar, tekrar ve tekrar yapıyor. Aynı hatayı defalarca yapıp farklı sonuç beklemek, yöneticiliğin değil tükenmişliğin resmidir. Sel felaketlerine karşı zerre kadar önlem alınmıyor, sadece sonuçlarla pansuman yapılıyor.
Sorun Nerede? Zihniyette mi, Liyakatsizlikte mi?
Çok şükür ki bu son taşkınlarda büyük bir can kaybımız olmadı. Sadece maddi hasarla, balçıkla sıvanmış evler ve dükkanlarla atlattık. Ama biliyoruz ki kimse bundan bir ders çıkarmayacak. İlk güneşli günde her şey unutulacak.
Artık kral çıplak demenin vakti geldi. Bu bitmeyen çile neden kaynaklanıyor?
- Bu, vizyonu bir sonraki seçime kadar olan belediye başkanlarının günü kurtaran düşünce zihniyetinden mi kaynaklanıyor?
- Ankara'da oturup bölgenin coğrafyasından, çilesinden bihaber olan büyük siyasetçilerden mi?
- Yoksa belediyelere ve kurumlara doldurulan, bölgenin topografyasını, suyun dinamiğini bilmeyen yetersiz mühendislerden mi?
Giresun halkı bu sorumsuzluğu, bu liyakatsizliği ve her yağmurda "kader" diyerek izleyen bu yönetim anlayışını hak etmiyor. Suçluyu bulutlarda aramayı bırakın; aynaya bakın, liyakati hatırlayın ve o derelere beton dökmek yerine aklı, bilimi ve mühendisliği getirin!